ataturkun-ekonomi-politikasi_serpilin-yazisi.jpgataturkun-ekonomi-politikasi_serpilin-yazisi.jpgDevletçiliğin tanımı, hedefi ve sınırları

ataturkun-ekonomi-politikasi_serpilin-yazisi.jpgKurtuluş Savaşı sonrası yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923-1938 ekonomi politikasını incelediğimizde devletçilik ilkesinin uygulandığını görürüz. Bu ilkenin hedeflerini  Mustafa Kemal “iktisat politikamızın mühim gayelerinden biri de umumî menfaatleri doğrudan doğruya ilgilendirecek iktisadî kuruluşları ve teşebbüsleri malî ve teknik kudretimizin müsaadesi oranında devletleştirmedir” diyerek belirtmiş ve sınırlarını 1930 yılında verdiği söylevlerin birinde, “Herhalde devletin, siyasî ve fikrî hususlarda olduğu gibi bazı ekonomik işlerde de düzenleyiciliğini ilke olarak kabul etmek uygun görülmelidir… Devletin bu husustaki faaliyet hududunu çözmek ve bu hususta dayanacağı kaideleri tesbit etmek; diğer taraftan, vatandaşın ferdî teşebbüs ve faaliyet hürriyetini tehdit etmemiş olmak, devleti idareye yetkili kılanların düşünüp tayin etmesi lâzım gelen meselelerdir. Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi için umumî şartları göz önünde bulundurmalıdır…” sözleriyle açıklığa kavuşturmuştur (1). 10 Mayıs 1931 de CHP programına ve 5 Şubat 1937 tarihinde de Anayasa’nın 2. maddesine koydurduğu Devletçilik ilkesini Mustafa kemal’in tanımıyla “Bizim takip ettiğimiz Devletçilik , ferdi mesai ve faaliyeti esas tutmakla beraber mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi mamuriyete eriştirmek için milletin umumi ve yüksek menfaatlerinin icab ettirdiği işlerde bilhassa iktisadi sahada devleti fiilen alakadar etmektedir.” cümlelerinden anlayabiliriz ((3),s.15).

Ne sosyalist ne kapitalist, yalnızca mutedil devletçi

Devletin görevlerini sıralarken üçüncü sıradan itibaren yer verdiği: yollar ve demiryolları vs gibi bayındırlık işleri, eğitim işleri, sağlık işleri, sosyal güvenlik işleri, ziraat, ticaret, zanaate ait iktisadi işler ile ilgili düşünceleri, onun ne sosyalist anlamda bir devletçi ne de kendisinin ferdiyetçi dediği liberallerden olmayan mutedil-ılımlı-bir devletçiliği benimsediğini göstermektedir. Bu anlayış içerisinde devletin elinde tutması gereken halkın tamamını ilgilendiren ve tekele dönüşmesi durumunda halka ciddi zararlar verebilecek kurum ve kuruluşları da “…zaman ve mekanda, daimi bir hususi vasıf gösteren iktisadi bir işi devlet üzerine alabilir. Mesela, bir iş ki büyük ve düzenli bir idareyi gerektirir ve hususi fertler elinde tekele dönüşmek tehlikesini gösterir veyahut umumi bir ihtiyaca tekabül eder, o işi devlet üzerine alabilir. Madenlerin, ormanların, kanalların, demiryollarının, deniz seyrisefer şirketlerinin, devlet tarafından idaresi ve para ihraç eden bankaların millileştirilmesi. Kezalik, su, gaz, elektrik ve saireye ait işlerin mahalli idareler tarafından yapılması, yukarda izah ettiğimiz neviden işlerdir.” sözleriyle açıklamıştır ((4),s.28).
 
İnkılapçı bir devletçilik

 Sözlerinden de anlaşılacağı gibi devlet ile ferdin teşebbüsleri arasındaki çizgi, dönemin şartlarına göre ülkeyi yönetenlerce belirlenecektir. Kemalist ideolojinin bir parçası olan devletçilik de, her alanda olduğu gibi ekonomide de sorgulanmaz ve değişmez kurallara bağlanmamış, bilimin ön plana alındığı sürekli deneysellik ilkesine göre dönemin şartlarna uygun ekonomik politikaların oluşturulduğu planlı bir sistem olmuştur. Mustafa Kemal’in bu sözleri onun İnkılapçılık ilkesini de doğrular ve uygular niteliktedir.
Devletçiliği, anlaşılması ve planlı bir örgü sunularak konunun kolay takip edilmesi açısından oluşum aşamasındaki fikirler ve icraatlar, işletilme aşamasındaki girişimler ve sonuçları olarak iki sınıfa ayırabiliriz.

Mutedil Devletçiliğin oluşumu, İzmir İktisat Kongresi

İlk olarak devletçiliğin oluşum aşamasında aldığım İzmir İktisat kongresini inceleyelim. Tarihimizde önemli adımlara imza atılmasının neredeyse temelini, planlanmasını teşkil eden bu kongrenin asıl tutanakları bulunmadığından Afet İnan’ın o zamanın belgesi niteliğinde sunduğu İzmir İktisat Kongresi(1989) adlı kitabından yararlanarak yazımı oluşturuyorum. İzmir İktisat kongresi Lozan Konferansına ara verildiği, 17 Şubat 4 Mart 1923 tarihleri arasında 1135 delege ile toplanmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra, 760.000 kilometre kare ve 12 milyon nüfuslu, ekonomik kalkınmaya hız verilmesinde izlenmiş politikalar şöyle olmuştur:Yabancı şirketlerin elindeki imtiyazları satın alarak millileştirme, endüstrileşmeye gidilirken, ulaşım için memleket yollarını bir plana göre yapmak, devletçilik ilkesine göre yurdun doğal kaynaklarının tesbit edilerek nerede hangi endüstri tesislerinin kurulabaileceğini ekonomik koşullara göre planlamak, devletin yapacakları ve işletecekleri yanında bu plana göre özel teşebbüse imkan sağlamak ((3),s.14). 
Afet İnan’ın belgelerinden sonra Dr. Tahir Tamer Kumkale’nin(2008) bu konuyla ilgili yazısını inceleyerek İzmir İktisat Kongresinin neden milli olduğu ve orada alınan kararlarının özetini vereceğim. Kongre yapıldığı sırada Lozan’a ara verilmiş, ancak yabancı güçlerin kapitülasyonlarla ilgili dayatmaları sona ermemişti. Bu kongre de bu yüzden sürekli olarak hiç bir kapitülasyonun kabul edilemeyeceği bu hususta asla taviz verilemeyeceği tartışılıyor ve memeleketimizdeki yabancı şirketler millileştirilmediği, yabancılara ayrıcalıklı haklar tanıyan kapitülasyonlar kaldırılmadığı sürece de milli bir iktisat politikamızın olamayacağı ortaya konuluyordu. Zamanın İktisat Vekili Mahmut Esat Bozkurt yaptığı konuşmasında ” Görünüşte ülke bizimdi. Fakat aslında Türkiye iktisaden bizden çok yabancıların ülkesi, bir sömürgesi idi. Ben milli egemenliği iktisadi egemenlik olarak anlarım ” diyerek başta Mustafa Kemal olmak üzere yeni yönetici kadronun  hassasiyetle üzerinde durdukları “Milli Egemenlik” kavramını “İktisadi Egemenlik”kavramı ile özdeşleştiriyordu. İşte bu iktisadi bağımsızlık ile devletin tam bağımsızlığı üzerine odaklanan konuşmalar ve alınan kararlar İzmir İktisat Kongresine milli bir kongre özelliği katmıştır. İzmir İktisat Kongresi’nde alınan
“Misak-ı İktisadi Kararları” ana başlıklarını Kumkale şu şekilde özetlemektedir:

“–  Öncelikle ham maddesi yurt içinde yetişen ve yetiştirilebilen sanayi dalları kurulacaktır.
–  Kısa sürede küçük işletme ve el tezgahlarından büyük işletmelere geçilecektir.
–  Özel sektörün kuramadığı işletmeleri devlet kuracaktır.
–  Özel teşebbüse kredi sağlanacak bir banka kurulacaktır.
–  Dış rekabete dayanabilmek için sanayi bir bütün halinde kurulacaktır.
–  Yabancıların kurduğu tekellerden kaçınılacaktır.
–  Demiryolu inşaatı programa bağlanacaktır.
–  İşçi haklarını korumak amacıyla, kişilere sendika kurma hakkı tanınacaktır.” (5)
 İzmir İktisat Kongresine genel olarak değindikten sonra onun içeriğini oluşturan kendimce çok önemli gördüğüm maddelerin özetlerini yazının sonunda ilgilenenlere sunacağım.

Devletçilik politikasının uygulamaları

Millileştirme ve Ulaşım Yatırımları

Ulaşımla ilgili madde ciddi önem taşımış ve demiryolu yapımı hükümet programına girerek Başbakan İsmet İnönünü’nün de önemle üzerinde durduğu bir nokta olmuştur. Memleketi demir ağlarla öreceğiz sözleri bu yıllarda çokça kullanılmıştır. Verilen sözlerin sonucunda ise 1925-33 sonuna kadar 2048 kilometre demiryolu yapılmış, Sivas, Malatya, Samsun ve Kütahya’dan Balıkesir’e ulaşmıştır. Aynı zamanda köprü ve karayolları işine de mali imkanlar elverdiği oranda önem verilerek 15 yıllık Cumhuriyet devrinde 84 tane yeni köprü yapılmıştır. Yabancı şirketler 1928-38 yılları arasında satın alınarak millileştirilmiştir. Bunlardan çoğu demiryolları olmakla beraber, liman işletmeleri, telefon işletmeleri, tramvay işletmeleri ile kömür maden işletmeleri de millileştirilmiştir. Kongrede bu yatırımların verimli olabilmesi için genel planlamanın önemli yeri olduğu, buraların işletilmesindeki ekonomik faktörlerin hükümetlerce sürekli denetleneceği ve altyapı kuruluşlarının tamamen devlet tarafından yapılacağı dile getirilmiştir ((3),s.14).

Vergiler

Vergi indirmeleri dönemin önemli politikalarından birini oluşturur. Üretimi arttırmak için çeşitli ürünlerde yapılan vergi indirmelerinin başarılı sonuçları kısa sürede alınmıştır. Mustafa Kemal’in vergiler konusunda yaptığı açıklamalara detaylı bakacak olursak: “Hayatı ucuzlatmak icab ettikçe, vergileri indirmek siyasetine devam edeceğiz. Tuz, şeker, çimento, sayım vergilerinde iki sene içinde yaptığımız cesurane indirmeler, her bakımdan faydalı olmuştur…Bu sene hem ilk ihtiyaçlardan, hem esaslı kuvvet vasıtalarından olan petrol ve türevleri üzerindeki vergilerden geniş ölçüde indirme yapmaya muvaffak olmanızı dilerim…Bundan başka, vergi yöntemlerinin iyileştirilmesi çarelerine de önemle devam olunmaktadır. İyi usul ve iyi uygulamanın memnun edici neticelerini vatandaş, hiçbir işte vergi mevzuu kadar hassasiyetle takdir etmez…Cumhuriyet bütçelerinin ortaya çıkan ve daima kuvvetlenmesi için gereken ortak özellikleri, yalnız denkli oluşları değil, aynı zamanda, koruyucu, kurucu ve verici işlere her defasında daha fazla pay ayırmakta olmalarıdır.Bu politikamızın, milli faaliyet üzerinde derhal yaratmaya başladığı etki iledir ki, bütçe tahmin rakamlarımız, yalnız gerçekleşmekle kalmıyor, daima fazla ile kapanmaya başlamıştır. 1936 senesi bütçesi, tahmine ve 1935 yılı gelir tahminlerine göre, 22 milyondan fazla ile kapanmıştır…Devlet gelirlerinin sağlanmasını, yeni vergiler koyulmasından ziyade devamlı bir programla mevcut vergilerin tahsil edilme usullerinin düzeltilmesinde aranmalıdır. Son iki sene zarfında hayvanlar, tuz, şeker, çimento, petrol ve benzin, elektrik, ham maddeler vergilerinde yapılan ve her biri %30-50 nisbetinde bir vergi indirilmesini ifade eden hafifletmelerin üretimin teşviki bakımından, vatandaş ve memleket için olumlu neticeler verdiğini görmekteyiz.” ((4),s.56) Meclis açış konuşmalarıyla halka duyurulan vergi indirimleri, ilk başlarda halkın birinci derecede ihtiyacına yönelik tuz, şeker ve çimentoda yapılırken daha sonra kapsamı genişletilerek sanayiye yönelik petrol, elektrik ve hammaddelerde yapılmıştır. Bu planlı politikayla önce temel ihtiyaçların üretimi arttırılmış daha sonra bu ve bunlara eklenen hammadelerin sanayiye yönelik vergi indirmeleriyle sanayide işlenmesine olanak sağlanmıştır.

Dış Borçlar 

Mustafa Kemal’in hassas olduğu bir diğer nokta da denk bütçe, düzgün ödeme ve güvenilir hazineye verdiği önemle yakından ilişkili olan borçlanma konularıdır. Savaştan çıkan yorgun ekonominin ödeyemeyeceği Osmanlı borçları da dönem politikaları sayesinde başarıyla ödenmiştir. Türkiye’nin ihracat gelirlerinin %10’u, devlet bütçesinin de %8’ine eşit olan ilk taksit 1929 da ödendikten sonra, 1930 yılında güçlükler nedeniyle taksidin ancak yarısı ödenebildi. Önemli olan nokta 1936 da Türk hükümetinin diplomatik hamleleriyle Fransa hükümeti ve alacaklılar ile anlaşarak, taksitlerin yarısını ihraç mallarıyla ödemeye başlamasıydı. 1938 de ise borçların tamamının bu yolla ödenmesi kararlaştırıldı ((2),s.193). Osmanlı borçları gibi ağır bir yükün altından kalkmış bir millette oluşabilecek en makul bilinci yine onun sözleriyle vurgulayalım: “Bugünkü çalışmalarımızın amacı tam özgürlüktür. Özgürlüğün eksiksiz olması ise ancak mali özgürlük ile mümkündür. Bir devletin maliyesi özgürlükten mahrum olunca o devletin bütün hayati işlerinde özgürlük felç olmuştur. Çünkü her devlet organı ancak maliye gücü ile yaşar. Mali özgürlüğün korunması için ilk koşul, bütçenin ekonomik yapı ile uygun ve denk olmasıdır. Bundan dolayı devlet bünyesini yaşatmak için dışarıya başvurmaksızın memleketin gelir kaynaklarıyla idarenin sağlanması, çare ve tedbirlerini bulmak gerekli ve mümkündür.” Atatürk’ün dış borçlanmayla ilgili açıkladığı bir diğer akılcı ve gerçekçi sözlerine de bakarsak: “…hükümetimizin her medeni devlet gibi dış borçlanmalar akdetmesine lüzum vardır. Şu kadar ki, borçlanılarak elde edilen yabancı paraların, şimdiye kadar Babıali’nin yaptığı tarzda, ödemeye mecbur değilmişiz gibi maksatsız israf ve tüketim ile borçlarımızı arttırarak mali bağımsızlığımızı tehlike karşısında bırakmaya kesinlikle karşıyız. Biz memlekette imar edilmişliği, üretimi ve halkın refahını temin edecek gelir kaynaklarımızı ilerletecek verimli borçlanmalara taraftarız.” görürüz ki devlet halkının refah ve mutluluğunu milli politikaları ve kendi ekonomik kaynaklarıyla karşılayamadığı sürece ortada milli bir devletten söz edilemez ((4),s.53). Buradaki önemli noktalardan biri de alınan borçların ne şekilde kullanılması gerektiği konusundaki açıklamadır. Deniyor ki borçlar, üretim amaçlı yatırımlara dönüştürülmelidir aksi takdirde ne olacağını tarih ne yazıkki bize göstermiştir. Borçların gereksiz tüketim amaçlı kullanılması bugün ülkemizi borcunun borcunu ödeyemez hale getirmiş dolayısıyla ekonomide bağımsızlıktan söz edilemez olmuştur. 

Devletçilik Politikasının Sonuçları

Devletçilik politikasının vergiler ve borçlanmalar ile ilgili kısımlarını inceledikten sonra bu alanda yapılan uygulamaların başarılı sonuçlarını bütçe tahmin ve kesin sonuçlarına bakarak inceleyelim. Şunu da belirtelim ki 1924’ten itibaren ekonomik verilerden bahsedebiliyorsak bunu sağlayan yine Atatürk dönemi maliye politikasının bir sonucu olan bütçe kanunlarıdır. Bu kanunlarla birlikte devlet bütçe tahmini yapan, olayların belgesini tutan ve karşılaştıran, kesin bütçeler açıklayan planlı bir yapı oluşturmuştur. 1924 yılında başlayan bütçe tahmini ve bütçelerin karşılaştırılmalı açıklanmasıyla birlikte 1924-38 yılları arasında 11 i denk(gelir=gider), 3 ü bütçe fazlası vermekte yalnız 1924 bütçesi 11 milyon TL-bütçe gider toplamının %8’i-tutarında bir açıkla tahmin edilmiş bulunmaktadır. Elde edilen 1924-1934 yıllarının kesin hesap sonuçlarında ise 11 yılın 8 yılında fazla ile 1 yılda(1933) denk olarak kapanmış yalnız iki yılda(1925 ve 1931) açık vermiştir. 1925 yılında 31 milyon TL-bütçe gelir toplamının yaklaşık % 20’si-tutarındaki kesin hesap açığı, o yıl bütçe gelirlerinin %20 sinden fazlasını sağlayan Aşar Vergisi’nin kaldırılması ve mali yıl içinde alınan ek vergi önlemlerinin aynı yıl sonuç vermemiş olmasıyla ilgilidir. Burada bir sosyal devrim niteliği taşıyan Aşar Vergisi’nin kaldırılmasına değinmeden geçilmemelidir. Aşar Osmanlı’nın son yıllarından beri, bir ekonomik ve sosyal işkence halini almıştı. Bu vergi masraflar düşülmeden köylünün ürününün % 10’unun devlet tarafından alınması ve “mültezimler”-vergi tahsilatı aracıları-eliyle uygulanması yüzünden köylü üzerinde çok ekonomik ve sosyal baskı yapılması sonucunda köylünün üretiminin çok düşük olmasına da yol açabiliyordu. İşte böylesine bir ağır yük Cumhuriyet’in iktisadi açıdan en zor yıllarında olmasına rağmen köylünün üzerinden alınmıştır. Tekrar konumuza dönersek, alınan önlemlerle 1926 da kesin hesabın 8 milyon TL fazla vermesi sağlanabilmiştir. Açık veren ikinci yıl ise 1929 da başlayan ve bütün dünyada ciddi etkileri görülen ekonomik buhranın ülkemizde de etkilerinin görüldüğü 1931 yılıdır. Ancak buna rağmen bütçe kesin hesap fazlasının tutarı, bütçe kesin açıklar tutarının çok üstündedir.-65 milyon fazlaya karşılık 53 milyon TL açık- ((4),s.52)
Mustafa Kemal’in devletçilik anlayışı çok kapsamlı ve kısa zamanda yaptığı işler çok fazla olduğundan bu yazımda sadece devletçiliğe genel bakış, İzmir İktisat Kongresi, ekonomiyi millileştirmenin önemi, planlı vergi sistemi ve borçlanmalardan bahsettim. Bir sonraki yazım, devletçiliğin devamı olarak, Türk Lirasının yabancı paralar karşısında değerinin nasıl korunduğunu, Cumhuriyetimizin milli bankası olan Merkez bankasının ve özel İş Bankası’nın kurularak bankacılık alanında nasıl devrimler yapıldığını, dış ticaret, Atatürk dönemi dış ödemeler ve yabancı sermayeyle ilgili bu yazımda biraz bahsettğim politikaların devamını, yatırım politikaları ve daha sonra KİT lere dönüşecek İDT leri konu alacaktır.

İzmir İktisat Kongresi Kararlarının Maddelerinden Seçmeler ((3),s.21-50)

Ziraat ve Maarif Meselesi

Madde 1. Köylülere çiftçilere ziraatin çeşitli dallarını uygulamalı olarak öğretecek kitap ve mecmualar basılarak bedava dağıtılması
Madde 3. Her sancakta yatılı birer ilkokul açılması ve bu okullarda ilk dereceli derslerle beraber basit ziraat dersleri de gösterilmesi
Madde 4. Her sancakta birden ikiye kadar uygulamalı ziraat eğitiminde bulunulmak üzere bu yerlerde numune çiftliği özelliğinde orta dereceli mektepler yapılması
Madde 9. Sınai, Zirai, Coğrafi, İktisadi, Sıhhi sinema filmleriyle köylülere faydalı bilgiyi vermek ve köylerin istatiksel bilgilerini tutmak ve uygulamalı konferanslar vermek üzere şimdilik her sancakta birer seyyar Ziraat Mektebi açılması

Çiftçiliğe ait Bazı Maddeler

Madde 4. Memleketimizde yetişip, memleketimizde tüketilen ziraat ve hayvanat ürünlerinin yabancı ürünler karşısında korunması
Madde 12. Meyve ağaçlarını çoğaltmak için oluşturulacak meyve bahçelerinin meyve verdikleri tarihten itibaren beş sene müddetle vergiden afları
Madde 15. Dinamitle tarlaların işlenmesi ve gübrelenmesi için Avrupa ve Amerika’da yapılan tecrübeleri yakından takip etmek üzere uzmanlar gönderilmesi
Madde 16-18. Memleketimizde pancar yetiştirilerek şeker fabrikaları, kenevir yetişen yerlerde çuval fabrikaları kurulması

Ziraatte Makine Meselesi

Madde 2. Memleketimizde ziraat makinelerinin kullanılmamasına neden olan bu makinalardan anlayan usta ve tamirhane eksiğimiz olduğundan mevcut sanayi mekteplerinde demirciliğe ve tesviyeciliğe fazla ehemmiyet verilmesi ve önemli merkezlerde az çok demircilikten anlayacak ziraat makinistlerinin yetiştirilmesi için uygulamalı makinist mektepleri açılması
Madde 3. Memleketimizin ulaşımı kolay bir yerinde bir zirai alet fabrikası açılarak şimdilik hiç olmazsa basit makinelerin bu fabrikada üretilmesi

Tüccar Grubunun Esasları

Madde 1. Uygun bir isimle bir ana ticaret bankası kurulması
Madde 3. Çıkarılacak hisse senedinin Türkiye halkına ve Türk anonim şirketlere ayrılması
Maden Meseleleri
Madde 6-7-8. Kok ve antrasit-yüksek kalorili bir kömür türü- özel olmak üzere ihtiyacımızı karşılayan maden kömürlerimizin, yabancı maden kömürlerine, kükürtlerimizin yabancılara karşı korunması

Ticaret’i  Bahriye Meselesi

Madde 5-6-7. Mevcut olup da ihtiyaca yeterli olmayan inşaat tezgahlarının yapımında gerekli görülecek olan ve memlekette bulunmayan ihtiyaçların, inşaat tezgahlarının ve ustalarının beş sene süreyle, yapılacak deniz taşıtları ham maddelerinin ve motorlarının vergiden affı

Gümrük Siyaseti

Madde 1. a) Bazı mahallelerde sanayi ziraat ve ticaretin muhtaç olduğu ham maddeler mevcut olmadığı takdirde, gümrük vergisinden çıkarılması

Tekel Sisteminin Lağvı

Birçok siyasi entrikalara alet olan tekellerin memleketi daima kemirmek ve emmekten başka çalışmaları olmaması ve ticareti de işgal etmeleri nedenleriyle yabancı sermayelerinin hükümete katılarak hükümetin memleketin ham madde, ticari ve ya sanayisini elinde toplayamamasına yol açtığından kapatılmaları

Dış Ticaret Kuruluşları

Madde 1-2. Ticaret memurlarının idareleri altında ticari istihbarat kuruluşları kurulması ve bu ticaret memurlarının düzenli olarak malumat vermeye mecbur olması 
Madde 3. Uygun olan büyük dış ticaret merkezlerinde Türk Ticaret Odaları açılması

Şirketler

Madde 5. Anonim şirketlerde meydana gelmekte olan suistimalin önüne geçmek için engelleme tedbirlerinin kabulu ve hissedarlar hukukunun korunması için şirketler muamelesinin hükümetin müessir kontrolü altına alınması

Gümrüklerde Himaye Usulü

Madde 1. a) Memleketimizde ihtiyaçlarımıza kafi derecede imal olunan ticaret mallarının hariçten ithaline ağır gümrükler koymak suretiyle önlenmesi
    b) …Memleketimizde mevcut olmayıp sanayimize lazım olan ham maddenin gümrük vergisinden muaf olarak ithalinin temini
    c) Bütün sanayi için lazım olan makine ve makine parçasının gümrükten muafiyeti

Yazan: Serpil Ceylan*

*Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Öğrencisi
KAYNAKÇA

1) 09.04.08 tarihinde http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=Sayfa&No=224 den alınmıştır.

2) Tezel, Yahya Sezai, “1923-1938 Döneminde Türkiye’nin Dış İktisadi İlişkileri” Atatürk
    
     Döneminin Ekonomik ve Toplumsal Sorunları, İ.T.İ.A., Mezunlar Derneği, İstanbul, 1977.

3) İnan, A., İzmir İktisat Kongresi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1989.

4) Aysan, M., Atatürk’ün Ekonomik Görüşleri, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 2000.

5) 09.04.08 tarihinde http://www.kumkale.net/kumkale/17sub8.html den alınmıştır.